Avrupa’nın hemen her ülkesinde göçmenlere dönük ırkçı saldırılar yaygınlaşıp, süreklileşiyor! Fakat sivil faşistlerce gerçekleştirilen bu saldırılar sadece görüngü! Asıl tehlikeli olan bu saldırganlığın arkasındaki diğer faktörlerdir. Bizzat devletlerin, hükümetlerin göçmenleri hedefe çakan politikalar izlemeleridir. Ve bu politikaların Avrupalı işçi ve emekçiler de dahil toplumun çeşitli kesimleri içinde ırkçılığın gelişmesini, yaygınlaşmasını tetiklemesidir. Sivil faşist saldırganlığın örgütlenmede daha geniş bir tabana oturmaya başlaması da, söylem ve eylemlerini daha saldırgan biçimlere sıçratmaları da bundan beslenmektedir. Almanya’nın Ludwigshafen kentinde üzeri kapatılmaya çalışılan ve sıçramalı gelişmelere gebe son yangın bu açıdan uyarıcı olmalıdır! 10 insanın bu yangında yanarak can vermesi canımızı acıtmalıdır. Ludwigshafen yangını üzerindeki sır perdesi aralanmadan, üzerindeki sisler dağılmadan Baden-Württemberg Eyaleti Aldingen kentinde çıkartılan yangında bu halkaya eklendi. Marburg’la devam etti…
Artık göçmenlerin sokakta sıkıştırılarak dövülmesi, bıçaklanması, hakarete maruz kalması biçiminde seyreden rutin saldırganlığın aşılıp, kitlesel katliam biçimini alabilen yeni saldırı biçimi ile karşı karşıya olduğumuzu görmeliyiz!
Neden şimdi?
Kapitalist vampir dünya haklarının kanı, canı, emeği üzerinden serpilip gelişir! Daha fazla kar güdüsü ile arkasından toplumsal yıkımlar bırakarak ilerler! Her yıkımın kendisine dönecek bir silah olduğunu bile bile bunu yapar.
Avrupa sermayesinin daha fazla semirmek için yaptığı her hamle Avrupalı işçi ve emekçilerin, orta sınıfların yıkımı ile sonuçlanıyor. İşsizlik, sosyal hakların gaspı, yaşam koşullarının her geçen gün kötüleşmesi Avrupa’nın “refah miti”ni yerle bir edecek bir olgu haline geliyor. Fransa, Yunanistan, İtalya başta olmak üzere bu, emek cephesinin yıkıma karşı kendi dili ile konuşmasını da beraberinde getiriyor. Sermaye göçmenlerin varlığını bu dili bozmak, kendi çıkarlarına aykırı bir kanal içinde etkisizleştirmek için hedefe çakıyor. Devleti ile, medyası ile, hükümetleri ile elbirliği yaparak biz göçmenleri tüm toplumsal sorunların biricik kaynağı olarak göstermeye çalışıyor. İşsizlik, toplumsal çürüme, geleceksizleşen gençlik içinde yaygınlaşan şiddet eğilimi, sosyal hak gaspları, … hepsinin göçmenlerin varlığı ile ilişkilendirilerek açıklanması bundandır. 11 Eylül konseptine uygun olarak göçmenlerin “potansiyel terörist” kategorisine konulması, Avrupa yasalarının, devlet kurumlarının bunun üzerinden faşizan bir ruhla yeniden yapılandırılması bundandır. Tek başına Almanya’da yaşananlar gerçeğin düzeyini kavramamız için yeterlidir!
’90’ların başında Mölln (23 Kasım 1992), Hoyerswerda (19.02.1993), Solingen (29.05.1993)’de yaşanan ırkçı katliamlarla, bugün yaşananlar arasındaki dolayımsız bağı görmeliyiz! O zamanlar neo liberal saldırganlığın yarattığı toplumsal yıkımın sonuçları yeni yeni görülüyordu.
Şimdi ise neo liberal saldırganlığın tüm sonuçları ile kendisini kustuğu yıllardayız! Bu koşullarda ırkçılığın hangi biçimler kazanacağını kestirmek zor olmayacaktır! Irkçı faşist parti NPD içinde Alman Anayasası’nı Koruma Örgütü üyelerinin faaliyet yürüttüğü gerçeği bile bunu anlamamız açısından uyarıcı olmalıdır!
Daha fazlası gelmeden!
Büyük bir ekonomik krizin ayak seslerini duyduğumuz bu süreçte sermaye açısından ırkçılık her zamankinden fazla önem kazanıyor! Krizin ağır yıkımla sonuçlanacağı ortadadır! Tüm tarihsel deneyimlerle de sabittir ki her kriz faşizmi, onun en görünür biçimi olan ırkçılığı zembereğinden boşalan bir saldırganlıkla karşımıza çıkarır! Bugün üstü kapatılmaya çalışılan yakmalar, göçmenlerin ırkçılığı körükleyecek tarzda seçim kampanyalarının konusu edilmeleri, göçmen çocuklarına dönük “huzuru bozuyorlar” propagandası bu günlere hazırlığın göstergeleridir!
Irkçılığa, ayrımcılığa ve faşizme karşı, halkların kardeşlik bilinci ile aydınlanmalı, mücadele yoldaşlığı ile yaşamalıyız. Başka yolu yok!
değiştirilmiştir : sendika.org