Yazar sadareet için Arşiv

07
Jul
08

Osmanlı Devleti

Osmanlı Devleti

 

دولت عالیه عثمانیه

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye

Osmanlı Devleti

 

دولت ابد مدت

Devlet-i Ebed-müddet

Ebedi Devlet

   Osmanlı Devleti (Osmanlıca: Devlet-i Aliyye-i Osmaniye) , ya da Osmanlı İmparatorluğu 1299-1922 yılları arasında varlığını sürdüren, toprakları bugünkü Türkiye Cumhuriyeti ile Orta ve Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Anadolu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da geniş bir alana yayılan tarihi devlet.

   En geniş zamanında devlet, üç kıtaya yayılmış, İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Bizans İmparatorluğu’nu yıkmış, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ’ı başlatan olay olmuştur. Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Kayı boyundandır. Osmanlı Devleti, Asya Türk Kültürü, İslam Kültürünün birleşimiyle zengin bir kültür oluşturmuştur. Hakimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman, toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı çıkmışlardır. Genel olarak din, dil, ırk ayrımından uzak durduğu için yüzyıllarca birçok devleti ve milleti hakimiyeti altında tutmayı başarmıştır. Osmanlı Devleti, Eski Türk örf ve adetlerinin ve İslam kültürünün yükümlülüklerinin doğrultusunda bir yönetim şekli belirlemiştir.

Derlenmiştir : Wikipedi

06
Jul
08

Osmanlı’da Tuğra

Tuğralar, küçüklüğümden beri dikkatimi çekmeyi hep başarmışlardır. Peki ama nedir tuğra ?

1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir
2- II. Abdülhamit’in tuğrası
3- Sorguçlu serpuş: Osman gaziyi ve tahtı temsil eder
4- Yeşil Hilafet sancağı
5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur
6- Çift taraflı teber
7- Toplu tabanca
8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.
9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler.
10- Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.
11- Nışan-ı Osmani: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862′de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi.
12- Asa ve şeşper
13- Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder.
14- Bereket boynuzu
15- Nışan-ı iftihar
16- Yay
17- Mecidi nişanı
18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir
19- Şefkat nışanı, 1878′de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.
20- Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.)
21- Kılıç
22- Top, topçu ocaklarını temsil eder.
23- El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı.
24- Mızrak.
25- Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır.
26- Tek taraflı teber (balta)
27- Bayrak
28- Osmanlı sancağı
29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder
30- Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar üzerinde hareket eder

06
Jul
08

Blog Header Grafikleri

 Geçen gün güzel bir header aradım. “Link Prestige” isimli sitede de aradığımı buldum. Çok yararlı şeyler var gerçekten. Bazı seçmelerim;

http://linkprestige.com/goodies.php adresinde fazlasını bulabilirsiniz. Reklam için değil sadece beğendim ve blogcu arkadaşlara yardımım olsun diyedir.

05
Jul
08

Terimsel Olarak : Irkçılık

Irkçılık

Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir. Ortaya çıkış nedenleri arasında çoğunlukla ekonomik nedenleri olması yanısıra düşünsel nedenlere de dayanmaktadır.

Irkçılık terimi çoğunlukla, kendi etnik kültür değerlerini tek kriter olarak belirlemek (etnik merkeziyetçilik), farklılık korkusu (zenofobi), ırklar arasında birleşmelere ve ilişkilere karşıtlık ve milliyetçilik gibi kavramları da anlatıyor olabilir. Irkçılık, sosyal ayrımcılığı, ırklar arasında fark gözetilmesini ve soykırıma kadar varabilen şiddeti haklı göstermektedir.

Irkçı terimi ise, normalde ırkçılığı destekleyen kimse anlamında kullanılırken, 1940 yıllarından itibaren aşağılayıcı bir kelime olarak kullanılır olmuştur, bu sebeple hangi grup veya düşüncenin ırkçı sayılabileceği her zaman tartışmalı bir konu halini almıştır.

Irkçılık genel hatlarıyla incelendiğinde kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan, ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılaması olarak algılanır. Ancak eksik bir bakış açısıdır. Gelişen teknoloji ve gelişen ekonomik yapılar insanoğlunun tanımlarınada çeşitli farklılıklar getirmektedir. Bu farklılıklar ırkçılığın psikolojik, sosyal psikolojik, ve psikanalitik açıklamalarını anlama zorunluluğuyla birlikte ırkçılığın normal bir durum olmadığını bir “hastalık” olarak ele alınması gerektiği gerçeğini sergiler.

05
Jul
08

Irkçılığa Hayır, Dayanışmaya Evet

Avrupa’nın hemen her ülkesinde göçmenlere dönük ırkçı saldırılar yaygınlaşıp, süreklileşiyor! Fakat sivil faşistlerce gerçekleştirilen bu saldırılar sadece görüngü! Asıl tehlikeli olan bu saldırganlığın arkasındaki diğer faktörlerdir. Bizzat devletlerin, hükümetlerin göçmenleri hedefe çakan politikalar izlemeleridir. Ve bu politikaların Avrupalı işçi ve emekçiler de dahil toplumun çeşitli kesimleri içinde ırkçılığın gelişmesini, yaygınlaşmasını tetiklemesidir. Sivil faşist saldırganlığın örgütlenmede daha geniş bir tabana oturmaya başlaması da, söylem ve eylemlerini daha saldırgan biçimlere sıçratmaları da bundan beslenmektedir. Almanya’nın Ludwigshafen kentinde üzeri kapatılmaya çalışılan ve sıçramalı gelişmelere gebe son yangın bu açıdan uyarıcı olmalıdır! 10 insanın bu yangında yanarak can vermesi canımızı acıtmalıdır. Ludwigshafen yangını üzerindeki sır perdesi aralanmadan, üzerindeki sisler dağılmadan Baden-Württemberg Eyaleti Aldingen kentinde çıkartılan yangında bu halkaya eklendi. Marburg’la devam etti…

Artık göçmenlerin sokakta sıkıştırılarak dövülmesi, bıçaklanması, hakarete maruz kalması biçiminde seyreden rutin saldırganlığın aşılıp, kitlesel katliam biçimini alabilen yeni saldırı biçimi ile karşı karşıya olduğumuzu görmeliyiz!

Neden şimdi?

Kapitalist vampir dünya haklarının kanı, canı, emeği üzerinden serpilip gelişir! Daha fazla kar güdüsü ile arkasından toplumsal yıkımlar bırakarak ilerler! Her yıkımın kendisine dönecek bir silah olduğunu bile bile bunu yapar.

Avrupa sermayesinin daha fazla semirmek için yaptığı her hamle Avrupalı işçi ve emekçilerin, orta sınıfların yıkımı ile sonuçlanıyor. İşsizlik, sosyal hakların gaspı, yaşam koşullarının her geçen gün kötüleşmesi Avrupa’nın “refah miti”ni yerle bir edecek bir olgu haline geliyor. Fransa, Yunanistan, İtalya başta olmak üzere bu, emek cephesinin yıkıma karşı kendi dili ile konuşmasını da beraberinde getiriyor. Sermaye göçmenlerin varlığını bu dili bozmak, kendi çıkarlarına aykırı bir kanal içinde etkisizleştirmek için hedefe çakıyor. Devleti ile, medyası ile, hükümetleri ile elbirliği yaparak biz göçmenleri tüm toplumsal sorunların biricik kaynağı olarak göstermeye çalışıyor. İşsizlik, toplumsal çürüme, geleceksizleşen gençlik içinde yaygınlaşan şiddet eğilimi, sosyal hak gaspları, … hepsinin göçmenlerin varlığı ile ilişkilendirilerek açıklanması bundandır. 11 Eylül konseptine uygun olarak göçmenlerin “potansiyel terörist” kategorisine konulması, Avrupa yasalarının, devlet kurumlarının bunun üzerinden faşizan bir ruhla yeniden yapılandırılması bundandır. Tek başına Almanya’da yaşananlar gerçeğin düzeyini kavramamız için yeterlidir!

’90’ların başında Mölln (23 Kasım 1992), Hoyerswerda (19.02.1993), Solingen (29.05.1993)’de yaşanan ırkçı katliamlarla, bugün yaşananlar arasındaki dolayımsız bağı görmeliyiz! O zamanlar neo liberal saldırganlığın yarattığı toplumsal yıkımın sonuçları yeni yeni görülüyordu.

Şimdi ise neo liberal saldırganlığın tüm sonuçları ile kendisini kustuğu yıllardayız! Bu koşullarda ırkçılığın hangi biçimler kazanacağını kestirmek zor olmayacaktır! Irkçı faşist parti NPD içinde Alman Anayasası’nı Koruma Örgütü üyelerinin faaliyet yürüttüğü gerçeği bile bunu anlamamız açısından uyarıcı olmalıdır!

Daha fazlası gelmeden!

Büyük bir ekonomik krizin ayak seslerini duyduğumuz bu süreçte sermaye açısından ırkçılık her zamankinden fazla önem kazanıyor! Krizin ağır yıkımla sonuçlanacağı ortadadır! Tüm tarihsel deneyimlerle de sabittir ki her kriz faşizmi, onun en görünür biçimi olan ırkçılığı zembereğinden boşalan bir saldırganlıkla karşımıza çıkarır! Bugün üstü kapatılmaya çalışılan yakmalar, göçmenlerin ırkçılığı körükleyecek tarzda seçim kampanyalarının konusu edilmeleri, göçmen çocuklarına dönük “huzuru bozuyorlar” propagandası bu günlere hazırlığın göstergeleridir!

 Irkçılığa, ayrımcılığa ve faşizme karşı, halkların kardeşlik bilinci ile aydınlanmalı, mücadele yoldaşlığı ile yaşamalıyız. Başka yolu yok!

değiştirilmiştir : sendika.org